|
“Çoban” isimli bu şiir 1935 yılında
yazılmıştır. Şair Burdurlu olup, ismi tespit edilememiştir. Asıl
metin eski yazı olup, günümüz alfabesine
Osman KOÇIBAY tarafından çevrilmiştir.

ÇOBAN
Çal !
Dertli çoban çal ! Kavalın sisleri yarsın,
Neşen
açılıp, dalgalanıp dağları sarsın.
Çal !
Sende niçin benim gibi gamlı yaşarsın,
Çal !
İşte bu dağlarda bugün sen saladarsın.
Çal !
Gamlı çoban, nağmeni ahulara dinlet !
Çal, çal
! Kavalından çıkan avazını inlet !
Çal !
Dağları, vadileri, sahraları inlet !
Çal, çal
! Şu yanık gönlümü bir lahza serinlet !
Çal !
Dertli çoban çal ! Sürü nağmeni ister,
Bekler
seni hatta şu çiçekler, kelebekler.
Olsun şu
esen saf hava nağmenle mastar,
Dolsun
kavalından çıkan avaz ile gökler.
Çal !
İşte senindir bugün artık yüce dağlar,
Bak,
karşı yamaçtan çıkan ak suya çağlar.
Eyler şu
gün elbet haset dağlara bağlar,
Çal ! Bir
daha girmez ................. şu çağlar.
Çal !
Dertli çoban, gönlümü teskine-i şatab et,
Çal !
Dağlara, vadilere ahengi tab et.
Bir laza
ne var gönlümü sermet ve harab et,
Çal !
Şevk ile, bir neşe yarat, ref-i hicab et.
Çal !
Dertli çoban, sisleri yarsın kavalın, çal !
Çal !
Dağlara, sahralara nağmenle bir ün sal.
Çal!
İşte bu dağlar ki senindir ..... zevk al,
Çal !
Çal ! Şu güzel manzaranın zevkine .......
Çal !
Ofla garip dertli çoban, kes figanı,
Bir saf
yüreğin nağmesi tutsun bir cihanı.
Yar
sisleri, aç gökleri, tut gün ve mekanı,
Canlar
sudan birden içer böyle beyanı.
Çal !
Dertli çoban eyle teslim-i dil ve canı,
Çal!
İşte söğüt kökleri, karşında pınarlar.
Billur
gibi etrafa ferah ve neşe sunarlar,
Kuşlarda
gelip dallara şevkle konarlar.
Hatta şu
koyunlar seni gönlünde anarlar.
Çal !
Çal !
Bağrı yanık, göğsü açık dertli çoban çal !
Çal !
Burada senin nağmeni takdir edecek yok.
Olgun,
yanık avazını tenkit edecek yok.
Çal !
Gönlü temiz, alnı açık dertli çoban çal !
Çal !
İşte bahar geldi, bugün ortada kurt yok,
Artık şu
yeşil yurt gibi bir neşeli yurt yok.
Çal !
Sende çoban neşe akıtsın şu kaval , çal !
Çal !
Yavru çoban, çal ferah ve şevkle çal! Çal !
7 / 5 / 935
|